|
İda'nın Hermes'e Öfkesi
Siyanürlü altınla yok edilmek istenen
Kaz Dağları ya da efsanevi adıyla İda, kurnazların, düzenbazların,
hırsızların yol göstericisi Hermes’le konuşuyor. Hermes’in oğlu
Pan, ormanın derinliklerinde gördüğü güzel orman perisi Pitys’e
âşık olur. Pitys’i seven başka biri daha vardır, o da Kuzey Rüzgârı’dır.
Pan ve Kuzey Rüzgârı ölümcül bir rekabete girerler, Pitys bir de
Pan’ın aşkına karşılık verince, bunun sonucu pek hayırlı olmaz.
Pitys rüzgâr tarafından kaçırılır ve acımasız işkencelerle öldürülür.
Sevgilisinin cansız bedenini gören Pan kahrolur ve onu bir köknara
çevirir. Her Kuzey rüzgârı estiğinde köknarların ağladığı, kozalaklarından
gözyaşlarını akıttığı rivayet edilir. İda’nın yamaçları köknarlarla
bezenmiştir.
İda dağının tepesine kara bulutlar
çöktü, Güre çayı köpürdü,
İda kötü bir kâbustan uyanmak istercesine
haykırıp
Kollarını bir o yana bir bu yana savurdu
Güre’nin suları kabarıp köknarların
dallarına değdi
İda’nın yamaçlarında kuzey rüzgârları
uğulduyordu
İda bağrından taş ve toprakları silkeleyerek
haykırdı:
“Oğluna ihanet ettin Hermes! Oğluna
ihanet ettin Hermes!
Oğlun Pan ve Kuzey Rüzgârı orman perisi
güzel Pitys’e tutkun değil miydi?
Pitys, Pan’ı sevince Kuzey Rüzgârı
deli deli esmedi mi?
Kuzey Rüzgârı Pitys’i kaçırıp zalimce
işkencelerle öldürmedi mi?
Oğlun Pan aşkını kaybedince kahrından
onu bir köknara çevirmedi mi?
Ve o köknarlar benim bağrımda her
Kuzey Rüzgârı’yla birlikte kozalaklarından gözyaşları dökmedi mi?
Şimdi sen hangi uğursuz uğultularıyla
yamaçlarımı döven Kuzey Rüzgârlarını çağırdın buraya?
Pan’ın diktiği köknarları bağrımdan
koparıp almaya?
Gözyaşlarını daha bir derine akıtmaya
Ve binlerce canlıyı yeşerttiğim topraklarımı
öldürüp karartmaya
O hain Kuzey Rüzgârları, Hades’ten
ödünç aldıkları altın pırıltılı pelerinlerini giyip gitmeyecek mi?
Yıkıntıları ardında bırakıp, esmeyecekler
mi, altın huzmeleriyle gözleri kör edercesine?
Parlak ölümün cazibesine kapılan körleşmiş
gözler, duyacak mı İda’nın haykırışını:
Hermes, ihanetinin bedelini yüzyıllar
bile ödeyemeyecek?
Yol gösterip yoldaş olduğun Kuzey
Rüzgârları’na zehirlettiğin topraklardan
Bir ot bile yeşermeyecek, hayvanlar
nefes alıp vermeyecek, sular çağıl çağıl akmayacak
Topraklarıma sarılan köknarlar kök
vermeyecek, gözyaşlarını akıttığı pınarlar kuruyacak,
İda, yüreğindeki nefesi yitirip yavaş
yavaş ölüme terk edilecek.
Hermes sana altından bir asa ve tabut
mu vaad ettiler?
Yitik ruhların tutunduğu altından
bir asa hayat verebilir mi?
Ya da altından bir tabut, Hades’in
yedi kat yerin altındaki karanlığını aydınlatabilir mi?
Hermes, çek Kuzey Rüzgârları’nın hançerini
bağrımdan,
Bak oğlun Pan ve köknarlar nasıl sıkı
sıkı tutunmuşlar eteklerime, gör hallerini
Nasıl sular kabarıp köpürüp dövüyor
yamaçlarımı
Altından ölümün parlaklığına kanıp
kast etme toprağın binlerce rengine.
Kuzey Rüzgârları sağır etmesin kulaklarını
içimde haykıran binlerce canlının sesine
Hermes! Sana bağrında beşiklik eden
topraklara bir avuç altın için ihanet etme!
Gözünü kamaştıran parlaklığının ardında
Hades’in karanlık ölümü bekliyor.
İda’nın çığlıkları sarsın her yanını,
ölümün gölgesini üzerime çökertme! |