|
Siyanürlü katillerin kazdığı mezarlıklar:
BERGAMA,
LEFKE, EŞME'de
siyanürlü ölümden geriye kalanlar

Siyanürlü
katillerin “birkaç ağaç keseceğiz o kadar, doğaya hiç zararı
olmayacak” dediği Bergama Ovacık’taki altın madeninin bugünkü
görüntüsü. Her yıl tonlarca siyanür kullanılan, dağları
yamaçları un ufak edilen Bergama’daki altın madeni her geçen gün
kanserden ve ölümden başka bir şey getirmeden bir canavar gibi
doğayı ve canlıları kemiriyor.

Siyanürlü
şirketlerin hallaç pamuğuna çevirdiği Bergama-Ovacık’a girmek
için yapmadığı dalavere kalmadı. Ramazan’da iftar sofraları
kurmaktan gençleri iş vaadiyle yanına çekmeye, zengin ve fakir,
topraklı ve topraksız köylüleri birbirine düşürmekten, rakip köy
kahveleri kurmaya, düğünlere sünnetlere katılmaktan sosyal
etkinlikler, şenlikler düzenlemeye... Ama işin en korkuncu
yıllardır bağrından beslendikleri, kaç kuşağı büyüttükleri
toprağı bir avuç altına satanlar oldu. İlk önce siyanürlü katil
şirketlerin tekliflerine karşı durdular ama sonra altının
pırıltısına kapılıp gözleri kör oldu.

Siyanürcü
saldırıların karşısında günden güne eriyen Bergama… Katil
şirketlerin kılıktan kılığa girerek Bergama’da taş taş üstünde
bırakmama girişimlerinin son ayağı katliamların yerli şirket
Koza Altın İşletmeleri eliyle yapılacağı yönündeki
dolandırıcılıklarıdır. Sanki katliamın boyutlarında bir
değişiklik olacak! Bütün dünyada siyanürcü katil şirketlerin
çalışma tarzları aynı: Önce bir yere bir şirket adıyla girip
kanser gibi çoğalarak katliamlarını ört bas edebilecek küçük
şirketçikler kurup, hatta nükleerci katillerle de işbirliği
yapıp, altını, madeni ne varsa derleyip toplayıp zehiri, pisliği
bırakıp oradan çekip gitmek. Bergama topraklarını da böyle
korkunç bir geleceksizlik bekliyor. Ama bizim durup olanları
izlemeye niyetimiz yok.

Kaz Dağları’nı
altını oyacak şirketlerden birinin Uşak’ta yaptıklarının
resmidir. Uşak Eşme’de altın madeninin açılmasını izleyen
günlerde toplu siyanür zehirlenmesi vakası yaşandı. Birçok köylü
kusma, baş dönmesi gibi şikâyetlerle sağlık ocaklarına akın
etti. Bazılarının kanında yüksek oranda siyanür bulundu,
şirket-hükümet işbirliğiyle bu olay ört bas edilmeye çalışıldı.
Eşme’de insanlar siyanürden zehirlendikleri için neredeyse suçlu
bulundu. Altın madenini ve şirketleri koruyan üniformalı
katiller bir anda oradaki yaşamı sıkıyönetime çevirdiler.

Kıbrıs Lefke’de
siyanürlü ölümün 30 yıl sonra süren etkileri…
Bu topraklarda Kaz Dağı’nın altını oyacak şirketlerden
Cominco’nun 1932-1974 yılları arasında işlettiği Lefke altın
madeninde hala 150 bin ton atık siyanür bulunuyor. Ve ölüm
saçmaya devam ediyor. Siyanürün yanı sıra altın madeninin
yakınlarındaki ölümcül ağır metaller bölgede yaşayanlarda kanser
vakalarını arttırmış durumda. O yıllarda madende çalışan
işçilerden birçoğu kanserden ölmüş ve halen hastalıkla mücadele
eden onlarcası var. Şirket alacağını alıp gitmiş ama ardında
bıraktığı ölüm gelecek nesilleri tehdit etmeye devam ediyor.

Lefke’de
siyanürlü katil Cominco’nun ardında bıraktığı zehirler kıyılara
vururken. Altın madenini terk edeli 30 yılı aşkın bir süre
olmasına rağmen, hala her yağmur yağdığında siyanürlü topraklar
içindeki ağır metaller Lefke kıyılarını ölüme boyuyor. Lefke
altın madeninin çevresi 30 yıldan beri canlı yaşamına hasret
kıraç topraklar olarak kaldı. Ve orada yaşayan insanlar için her
nefes ölümü solumak demek.

Kaz
Dağları’ndaki sondaj çalışmaları sırasında kullanılan kimyasal
maddeler nedeniyle toprak yapış yapış bir hal aldı. Katiller
bunun zararlı olmadığını iddia etse de görüntüler hiç de
dedikleri gibi değil.

Kaz Dağları’nın
bağrına siyanürlü şirketler tarafından hançerler saplanırken.
Yapılan ilk sondaj çalışmalarında bile Kaz Dağları’nı nasıl bir
geleceğin beklediğinin ilk izleri ortaya çıktı. Homeros’un ‘Bol
pınarlı vahşi hayvanlar anası' diye bahsettiği efsanevi İda’nın
yamaçlarında siyanürlü katiller dozerleriyle, kazmalarıyla,
kürekleriyle katliama başladılar. Ama Kaz Dağları’nı göz göre
göre siyanür mezarlıklarına çevirmeleri o kadar da kolay
olmayacak. İda siyanürlü idama mahkûm değil! |